8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
8 Mart, mücadelesinden hiç vazgeçmeyen kadınların daha umutlu, daha güçlü ve daha birlikte hissettiği kolektif bir ruh aslında. Bu ruhun kutlanması, bu umudun yeşermesi ve bu gücün katlanması kadınların ve dolayısıyla dünyanın geleceği için elzem.
Engellere rağmen hiç vazgeçmeyen kadınların gücünü, kadın olmayı, insan olmayı ve mücadeleyi kutlamaktır 8 Mart; bahardır, umuttur… Bu sene 8 Mart’ta, İstanbul Sözleşmesi mücadelesinin bitmediğini, o umudun nasıl bir şey olduğunu hatırlamak istedik ve iptal gerekçelerinin gerçek yüzünü anlattık.
- “Ayrımcılık yapılmaması ve toplumsal cinsiyet eşitliği çatısı altında eşcinsellik legalleştirildi.”
İstanbul Sözleşmesi’nin 4. maddesine göre;
“Taraf Devletler bu Sözleşme’nin hükümlerinin, özellikle de mağdurun haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya siyasi olmayan görüş, ulusal veya sosyal köken, ulusal azınlık ile ilişkilenme, mülkiyet, soy, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, sakatlık, medeni hal, göçmen veya mülteci olma durumu ya da benzeri herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin uygulanmasını güvence altına alır.”
Sözleşme temelde bir insan hakları anlaşması olduğu için ayrım gözetmez.
- “Sözleşme Avrupa’nın dayatmasıydı.”
Sözleşme Avrupa Konseyi tarafından hazırlanmıştır ve Türkiye, Avrupa Konseyi’nin kurucu bir üyesidir.
- “Sözleşme yüzünden şiddete ilişkin arabuluculuk kaldırıldı.”
İstanbul Sözleşmesi’nden bağımsız olarak Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 1. maddesinin 2. bendine göre aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir.
Şiddete ilişkin arabuluculuk konusunun İstanbul Sözleşmesi ile bir bağı bulunmuyor.
- “Kadının beyanı esas diye diye erkekler evinden edildi, aileler parçalandı. Türkiye’nin aile değerlerine ters.”
Hâlen yürürlükte olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’unun 8. maddesi gayet açık aslında. Kanuna göre, koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için delil veya belge aranmıyor. Her şey “Kadının beyanı esastır” düşüncesinin üstüne inşa ediliyor. Dolayısıyla şiddete maruz kalma ihtimali olduğunu beyan eden kadın, delil aranmaksızın koruma sistemine dahil ediliyor. Şuna dikkat: Kadının beyanına göre hüküm değil, koruma tedbiri kararı veriliyor ve soruşturma başlatılıyor.
- “Şiddeti önleyemedi.”
Verilere göre Türkiye’de, İstanbul Sözleşmesi’nden çıktığı 2021 yılından beri -6284 sayılı kanun hâlen yürürlükte olmasına rağmen- boşanmak istediği ya da barışmayı, evlenmeyi veya ilişkiyi reddettiği için sözde “namus” ve “tahrik” bahaneleriyle öldürülen kadın sayısı 1700’ün üzerinde.
Kadın cinayetleri politiktir ve #istanbulsözleşmesiyaşatır