Dünyanın dört bir yanında, güneşin ilk ışıklarıyla tarlaya giren, tohumu toprakla buluşturan ve soframıza gelen gıdanın her aşamasında emeği olan milyonlarca kadın var. Ancak bu büyük emek, çoğu zaman istatistiklerin satır aralarında kayboluyor veya görünmez kalıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, bu tabloyu değiştirmek ve kadınların tarım sistemlerindeki vazgeçilmez rolünü onurlandırmak amacıyla 2026 yılını “Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı” (IYWF 2026) ilan etti.
2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’nın hedefleri neler?
BM tarafından kabul edilen bu resmi karar, kadın çiftçilerin gıda güvenliği ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasındaki rollerini küresel ölçekte tanımayı amaçlıyor. Ancak bu yılın hedefleri sadece farkındalık yaratmakla sınırlı kalmıyor; somut ve ölçülebilir bir değişim hedefleniyor.
Temel amaçları şu şekilde özetleyebiliriz:
- Kapsayıcı bir tanım: Kadın çiftçi denildiğinde akla sadece tarladaki işçi gelmiyor. Bu tanım; balıkçılardan arıcılara, ormancılardan geleneksel bilgi sahiplerine kadar çok geniş bir kitleyi kapsıyor.
- Cinsiyet uçurumunu kapatmak: Kadınların; toprak mülkiyeti, finansman, teknoloji ve eğitime erişimindeki eşitsizlikleri gidermek için hükümetleri ve özel sektörü harekete geçirmek hedefleniyor.
- Yapısal engelleri kaldırmak: Kadınları güvencesiz ve düşük ücretli işlere mahkûm eden yasaların ve toplumsal alışkanlıkların değiştirilmesi için küresel bir baskı oluşturuluyor.
Bu girişimin başarısı, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda açlığı bitirmek (SKA 2) ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak (SKA 5) için anahtar bir rol oynuyor.

Kadın çiftçilerin önündeki yapısal engeller ve eşitsizlikler
Kadınlar, küresel tarımsal iş gücünün yaklaşık yarısını oluşturmasına rağmen, erkeklerle aynı haklara ve kaynaklara sahip değil. Araştırmalar, kadınların tarım-gıda sistemlerinde “sistematik bir eşitsizlik” çemberi içinde olduğunu gösteriyor.
1. Kaynaklara erişim sorunu
Dünya genelinde kadınların güvenli toprak kullanım hakkı oldukça kısıtlı. Kadın çiftçiler genellikle erkeklerden daha küçük arazilerde üretim yapıyor. Üstelik toprağın mülkiyeti kendilerinde olmadığından kredi almak için teminat gösteremiyor, modern teknolojiye veya yüksek kaliteli tohumlara yatırım yapamıyorlar.
2. Ücret eşitsizliği ve görünmez emek
Tarım sektöründe ücretli çalışan kadınlar, erkeklerin kazandığı her 1 dolar için sadece 78 sent kazanıyor. Buna ek olarak, kadınların ev içindeki “ücretsiz bakım emeği” (yemek, temizlik, çocuk ve yaşlı bakımı), onların eğitim ve ücretli istihdama katılımını ciddi şekilde kısıtlıyor.
3. İklim krizinin orantısız yükü
İklim değişikliği herkesi etkiliyor ancak kadın çiftçileri daha fazla vuruyor. Sıcaklık artışları, kadınların yönettiği hanelerin gelirinde erkeklerinkine oranla %34 daha fazla azalmaya neden oluyor. Kuraklık veya aşırı yağış gibi durumlarda, su ve yakacak temin etmek zorunda kalan kadınların iş yükü katlanarak artıyor.

Eşitlik sağlandığında dünya nasıl değişir?
Eğer tarımda kadın ve erkek arasındaki bu uçurum kapatılırsa, sonuçlar sadece kadınlar için değil, tüm insanlık için mucizevi bir etki yaratacak.
- Ekonomik patlama: Cinsiyet temelli uçurumun kapatılması, küresel GSYİH’yi tam 1 trilyon dolar artırma potansiyeline sahip.
- Açlığın azalması: Kadın çiftçilerin desteklenmesiyle, dünyadaki gıda güvencesizliğinin 45 milyon kişi için azaltılabileceği öngörülüyor.
- İklim direnci: Kadınların karar alma mekanizmalarında yer alması, tarım sistemlerinin iklim şoklarına karşı daha dayanıklı hale gelmesini sağlıyor.
2026 yılı, toprağı işleyen ellerin eşitlik bulduğu, emeğin değer kazandığı ve sürdürülebilir bir geleceğin tohumlarının atıldığı bir dönüm noktası olmayı vaat ediyor. Unutmamalıyız ki kadın çiftçiler güçlendiğinde, tüm dünya doyuyor ve iyileşiyor.