Sanatçı ve akademisyen Işıl Eğrikavuk, 2017’de Berlin Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne kabul edilmesiyle başlayan ve içerisinde ötekileştirme, çeşitlilik, kapsayıcılık, dayanışma ve en çok da sanat barındıran son derece çarpıcı bir hikâyenin hem yazarı hem de yöneteni oldu. Akademik ve sanatsal çalışmaları ile işe alındığı Almanya’nın bu en büyük sanat üniversitesinde, o sırada henüz Almanca bilmediği ve bölümdeki tek yabancı öğretim üyesi olduğu için öteki olma hissiyatını yaşadı. Ve bunu içinde tutmak ve orada büyütmek yerine sanat yoluyla, üstelik öğrencilerini de işim içine katarak dışa vurdu. Sanatla sosladığı bu dışa vurumu, yabani otlardan (bir nevi öteki bitkilerden) oluşan bir bahçe ile somutlaştırdı. Üstelik bunu yaparken kolektif ruhu ön plana çıkararak işin içine öğrencilerini de kattı. Gelin hikâyenin geri kalanını ve detaylarını ondan dinleyelim.
2017 yılında Almanya’nın en büyük sanat üniversitesi olan Berlin Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde İngilizce dilinde eğitim vermek üzere çalışmaya başladınız. Üstelik bu statüdeki tek akademisyendiniz. Bu işbirliği nasıl oluştu? Bir davetle mi, yoksa sizin başvurunuzla mı? Üniversite sizce sizin hangi özellikleriniz ya da çalışmalarınız sonucunda bu işbirliğini başlattı?
2017’nin başında iş ilanını gördüm, başvuru yaptım ve iki hafta sonra mülakata çağrıldım. Vizem olmadığı için yüz yüze mülakata gidemedim. Covid öncesi dönemden bahsediyorum, online mülakat yoktu. Bölüm, benimle Skype üzerinden görüşebilmek için üniversiteden özel izin çıkartmak zorunda kalmıştı. En nihayet, Berlin Sanat Üniversitesi’nde, kendi sanatsal ve akademik çalışmalarım doğrultusunda işe alındım. Elbette ilk başlarda onlar, ilk defa Almanca bilmeyen bir öğretim üyesini işe aldıkları için bu zorlukları yaşayacağımı tahmin etmiyorlardı; ben de etmemiştim açıkçası.

Almanca bilip bilmemek üzerinden, “öteki olmak” denilen gerçekle yüzleşmeniz neticesinde “öteki bahçe” ortaya çıktı. Bu sizin hayatta “öteki” hissettiğiniz ilk durum mu? Ötekilik sizde nasıl bir duygu ile ortaya çıkıyor? Sinir olma, strese girme, üzülme vs. Bu duyguyu nasıl yönetiyorsunuz?
İşim için sık sık yurt dışına gittiğimden buna benzer bir durumu daha önce Chicago’da da yaşamıştım. Fakat ABD ve Almanya çok farklı. Amerika’da herkes bir “öteki” zaten ve orada bir dil bariyerim yoktu. Almanya’da ise dil eksikliğini hemen hissediyorsunuz. Üstelik o dönemde benim çalıştığım kurumda “çeşitlilik” ve “kapsayıcılık” gibi konular pek de konuşulmuyordu. Şunun altını çizeyim: Ben Berlin’e gelir gelmez yoğunlaştırılmış Almanca kursuna başladım. Gündüzleri çalışıyor ve her akşam Almanca dersine gidiyordum. Bu, çok zorlu bir süreçti. Fakat bir dil öğrenmek zaman alıyor. İşimde katıldığım toplantılarda ve komitelerde kendimi ifade edemediğim ve anlamadığım için iyice sessizleştirilmiş ve küçücük hissediyordum. Her şey bu hissiyatla başladı zaten.
öteki bahçe’yi ortaya çıkaran dersin ismini merak ettik. Bu dersi hangi isimle sundunuz öğrencilere?
Sanırım “Let’s start a garden (beraber bir bahçe başlatalım)” gibi bir öneriydi.
öteki bahçe. İsmiyle müsemma, sebze-meyvenin değil, yabani otların yetiştirileceği bir bahçeyi hayata geçirme düşüncesi. Öteki Bahçe’de, Almanya’ya göç yoluyla gelmiş bitkileri, bir başka deyişle “öteki bitkiler”i yetiştirme fikri gerçekten tek bir hareketle sayfalar dolusu şey anlatmaya eşdeğer. Bu fikrin doğuşunu da biraz anlatır mısınız?
Çalıştığım fakültede tek yabancı öğretim üyesi olduğumu fark eder etmez aslında ne kadar diversity (çeşitlilik) eksikliğinin olduğunu da anladım. Bu sadece etnik bir mesele değil, cinsiyet ve yaş gibi faktörler de önemli. Örneğin o dönem benim fakültemdeki öğretim üyelerinin çoğu 50 yaşın üzerinde beyaz erkeklerdi. Bir de onların yanında beni düşünün. Çeşitlilik olmaması bir mono kültürü de beraberinde getiriyor, yani baskın kültürü görünür yapıyor. Bunun altında kalan tüm kültürler ve kimlikler ister istemez görünmez oluyor ya da sesini çıkaramıyor. Öte yandan bu, çok da insan merkezli bir bakış açısı. Çeşitlilik kavramı üzerine araştırma yaparken fark ettim ki bunu daha çok insanlar üzerinden düşünüyor ve tartışıyoruz ama bu sadece insanları değil tüm canlıları kapsamalı. Biz de insanlar olarak kendi baskın kültürümüzü tüm canlılara dayatıyoruz aslında.
Çeşitlilik kavramı üzerine araştırma yaparken fark ettim ki bunu daha çok insanlar üzerinden düşünüyor ve tartışıyoruz ama bu sadece insanları değil tüm canlıları kapsamalı. Biz de insanlar olarak kendi baskın kültürümüzü tüm canlılara dayatıyoruz aslında.

öteki bahçe’yi oluşturduğunuz derste ilk dönem tek öğrenciniz Florian. Kendisi de aslında bu yaratım sürecinin ana kahramanlarından biri. Florian’ı nasıl tarif edersiniz? Öteki Bahçe’ye kattıklarını nasıl anlatırsınız? İleriki dönemlerde bu projenin neresinde yer aldı Florian?
Florian’ın gelmesi çok büyük bir destekti, birlikte bir takım olduk. Almanya tam anlamıyla bir bürokrasi ülkesi ve her şey çok yavaş işliyor. Düşünsenize biz bir dönem boyunca sadece izinleri almak için çalıştık. Bina müdüründen tutun okulun başkanıyla dahi görüştük. Attığımız maillerin, cevaplamak zorunda kaldığımız detayların sayısını hatırlamıyorum. Ana dili Almanca olduğu için Florian e-mail yazışmalarını yürütmekte çok etkiliydi. Birlikte diğer öğrencilerle de konuştuk ve katılmalarını sağladık. Sağlam mesaimiz vardı anlayacağınız.
Üniversite yönetiminin öteki bahçe fikrini ilk duyduğundaki yaklaşımı ile proje ortaya çıktıktan ve ses getirdikten sonraki yaklaşımı nasıl bir değişim gösterdi?
Almanya’da şöyle bir kavram var: “Sessiz onay”. Eğer hayır demiyorlarsa bunun aslında onay vermek anlamına gelen bir şey olduğunu söyleyebiliriz. İlk başta “Bu ne?” diye bakıyor, çok bilmiyorlardı. Hatta “Yoga Class” gibi isimler takıldığını duydum. Sonrasında proje duyuldukça onlar da sahiplendiler. Herkes değil ama konuşmalarımıza gelen ya da ofisinin camından bizimle konuşan hocalar oldu. Şu an üniversitenin web sitesinde bize ait bir sayfa var. Bunlar çok güzel değişimler elbette.


“Diğer canlılarla dil ötesi bir ilişki kurmanın olanaklarını araştırıyoruz” çok etkileyici ve pek de aşina olmadığımız bir ifade. Bunu biraz açar mısınız, böyle bir şey mümkün mü?
Sanat, mümkün olmadığını düşündüğümüz şeylerin bir denemesi zaten. Hayal gücü, bedenle çalışmak ve oyuncu düşünmek bunların parçası. Sınıfı böyle egzersizlerle yönlendiriyorum.



Bir akademisyen olarak sizin için dersliği dört duvarın dışına çıkarmak tekrarladığınız bir pratik mi? Yoksa bunu ilk kez öteki bahçe’de mi deneyimlediniz?
Ben 2008’den beri çeşitli üniversitelerde ders veriyorum. Onun öncesinde asistanlık deneyimim var. Yani 20 yıldır hocayım. Yıllar geçtikçe akademinin yapısını çok sert bulmaya başladım. Roller, masalar, sandalyeler… Bunların hepsini kırıyorum. Kendi rolüm de bunlara dahil. Örneğin dersi çember şeklinde yapıyorum ve kendimi eşit konumluyorum. Derste masalara sandalyelere değil, yerdeki matlara ya da yastıklara oturuyoruz. Dersi katılımcı şekilde yönlendiriyorum. Ben daha çok bir gözlemci ve yönlendiriciyim.
öteki bahçe’yi farklı şehirlere, farklı alanlara konuk ettiğinizden bahsediyorsunuz. Bu nasıl gerçekleşiyor pratikte? Gidip oralarda da bahçeler mi kuruyorsunuz?
Şu an bir araştırma projesi için Münih’teyim. İlk defa burada, kâr amacı gütmeyen bir sanat galerisinde yaptık ve Münih’in en büyük caddelerinden biri olan Maximilianstraße’ye bir bahçe yatağı yerleştirdik. Orada da kalıcı olarak var olacak.
öteki bahçe’yi anlattığınız videonuz Instagram’da çok ciddi reaksiyon aldı, olumlu anlamda. Pek çok kişi anlattıklarınızla empati kurduğunu, aynı hislerle hayatlarına devam ettiklerini belirtti. Bu reaksiyonlar Türkiye’den dünyanın dört bir tarafına göçmüş insanlardan geliyordu. Almanlar’ın reaksiyonu buna benzer miydi sizce? Almanya’nın büyük gazetelerinden birinde yer aldıktan sonra aldığınız tepkiler Instagram’da aldığınız tepkilerden ne ölçüde değişiklik gösteriyordu? Almanya’da ötekilik nereden okunuyor genelde?
Gördüğüm kadarıyla Türkiye’de insanlar duygusal olarak bir bağ kurup sahiplendiler. Almanya’da ise bunu deneyimleyen öğrencilerim sahipleniyor. Şu an 100’ün üzerinde öğrenci bahçeden geçti ve çoğu, aldıkları en iyi ders olduğunu söylüyor.
öteki bahçe’nin hayallerinde neler var, başka neler yapmak istiyorsunuz? Bu proje nereye evrilecek? Büyüdüğünüz İzmit’te de bir Öteki Bahçe kurulacak mı?
Çok istiyorum.
öteki bahçe sizin diğer sanatsal çalışmalarınızın neresine konumlanıyor? Her zaman ekoloji odaklı çalışmalar mı yaptınız? Temelde işlediğiniz konular neler? Hep kendi yaşantınızdan mı ilham aldınız yaptığınız işlerde?
Çalışmalarım daha çok topluluk temelli sanatlar merkezli. Sanatçıların, farklı kesimlerden topluluklarla birlikte nasıl çalışabileceği üzerine yoğunlaşıyorum. Performans sanatı okudum; daha çok performans ve hikâyeler üzerine çalışıyorum. Metinler üzerine çalışıyorum, bir hikâye anlatıcısıyım ve yazarım.
Son olarak videodaki “ve bu sanat” sözü çok kısa, net ve vurucu. Sanat sizce ne? Siz nasıl tanımlıyorsunuz?
Tam da videoda anlattığım gibi, birlikte bir his yaratmak ve hissettirebilmek çok güzel. Bir de birlikte hissetmek var ki o daha bedensel ve ruhani bir süreç.