Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın “Türkiye’nin ‘İlk İklim Kanunu’” etiketiyle sunduğu kanun teklifi, şubat ayının sonunda TBMM Çevre Komisyonu’nda kabul edilmişti. Bakanlığın, “İklim değişikliği ile mücadelemize yeni bir soluk getirecek” dediği kanun teklifi ilk günden itibaren özellikle muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları (STK) nezdinde tepkiyle karşılandı. En nihayet, tartışmaların odağındaki İklim Kanunu teklifi komisyona geri çekildi. Peki nasıl bir süreç yaşandı, gelin bir bakalım.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı; 20 madde, iki geçici madde ve üç farklı kanunda değişiklik içeren 42 sayfalık İklim Kanunu teklifinde “hedefler” kısmını şöyle sıralıyordu:
-Sera gazı emisyonları azaltılacak,-Yerel ve ulusal eylem planlarının hazırlanması sağlanacak,
-Daha temiz ve daha verimli bir üretim süreci yasal güvenceye alınacak,
-İklim Değişikliği Başkanlığı; ulusal, sektörel ve tematik raporlar hazırlayacak,
-Türkiye Yeşil Taksonomisi kurulacak,
-Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması devreye alınacak,
-Yeşil teknoloji okulların müfredatına girecek,
-Eşitlik, iklim adaleti, ihtiyatlılık, katılım, entegrasyon, sürdürülebilirlik, şeffaflık, adil geçiş ve ilerleme gibi yaklaşımlar ele alınacak.
İklim dünyasından tepkiler
İklim kanunu teklifi bu hedefleri ortaya koyuyordu koymasına ama iklim çevrelerinden geçer not alabildiğini söylemek mümkün değildi. Özellikle STK’ler, “eksiklikler” olarak gördüklerinin altını kalın kalın çiziyordu.
İklim Ağı, “Teklif, iklim değişikliğine neden olan fosil yakıtlardan çıkış gibi bir plan içermiyor. Emisyon Ticaret Sistemi ise planlanan hâliyle emisyon azaltımına hizmet etmeyecek.” diyordu mesela.
Temiz Hava Hakkı Platformu da (THHP) aynı konuya vurgu yapıyor, “İklim Kanunu’nda, iklim krizinin ana sorumlusu olan fosil yakıtlardan kademeli vazgeçişe dair tek bir politik hedef yok.” açıklamasında bulunuyordu.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), duruma kendi penceresinden bakıyor, “İklim Kanunu teklifi, 21. yüzyılın en büyük halk sağlığı krizlerinden biri olan iklim değişikliğini görmezden geliyor. Bu teklif yaşam hakkını piyasanın insafına terk ediyor.” diyerek itirazını dile getiriyordu.
TEMA Vakfı, Mekanda Adalet Derneği ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) ise “Vekillere Sesleniyoruz” diyerek, “Türkiye’nin ilk İklim Kanunu’nda kimsenin geride kalmaması için, başta işçiler, aileleri ve yöre halkını kapsayan adil geçiş mekanizması ve iklim politikasının bilimsel dayanaklı, şeffaf ve katılımcı için bağımsız bilimsel danışma kurulu yer almalı.” şeklinde görüş belirtiyordu.
Hatta tepkiler öyle boyutlara ulaştı ki bir süre sonra iş çığrından çıktı ve kanunla ilgili pek çok “şehir efsanesi” dolaşmaya başladı. Neydi bunlar?
-Seyahat ve alışverişte keskin sınırlamalar olacak,
-Nakit para ile alışveriş yapılması yasaklanacak,
-Yapay ete izin verilecek ve bu da hayvancılığa büyük zarar verecek,
-Tarımsal faaliyetler de kısıtlanacak, çiftçilik mesleği bitecek,
-Ata tohumu ekimi yasaklanacak,
-“Kendi sebze ve meyvemi yetiştiriyorum” devri sona erecek,
-Benzin yasaklanacak ya da çok daha pahalı olacak.
Hâlbuki bunların hiçbirine kanunun herhangi bir bölümünde rastlanmıyordu.
Aslında var olan eksiklikler nelerdi?
Tüm bunları bir kenara bırakıp meselenin özüne baktığımızda kanun teklifindeki eksiklikler için en can alıcı kısımları şöyle verebilirdik:
-Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) daha çok maddi durumlara odaklanması ki bu tutum kimilerince kanun teklifinin adını “Karbon Piyasası Kanunu” yapmıştı,
-Fosil yakıtlardan ve kömürden çıkış için net bir tarih vermemesi,
-Bağımsız bir denetim sisteminin olmaması,
-“Adil geçiş” dediğimiz düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinden etkilenecek sektörler için ayrılması gereken bir fonun olmaması,
-Genel olarak geleceğe dair planlarda herhangi bir rakamsal ifadeye yer verilmemesi.
Ne yapmalı?
İklim Kanunu teklifi tüm bu tepkiler ve eksiklikler nedeniyle komisyona geri çekildi. Dünyada en çok sera gazı üreten ilk 20 ülkenin içinde yer alan Türkiye’nin elbette bir İklim Kanunu’na ihtiyacı var. Almanya, Danimarka, Fransa, İngiltere ve İsveç gibi ülkelere baktığımızda hepsinde iklimle ilgili yasaların olduğunu görüyoruz. Bizim de ivedilikle bunu başarmamız lazım. Burada önemli olan; meseleyi, “Bir tarafın meselesi” olmaktan kurtarmak ve her kesimden ve her platformdan işinin ehli insanların ortak aklıyla ortaya çıkmış bilimsel gerçeklere dayanan bir çalışmaya imza atmaktır. Umarız, bundan sonra hazırlanacak metin tam da bu şekilde olur.