Mülteci Olimpiyat Takımı ile ilk kez Rio 2016’da tanıştık. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), göçmen sporculara bu isim altında yarışma imkânı tanıdığında. Doğup büyüdükleri ülkelerde kendi disiplinlerinin en iyisi olan bu sporcular, uzman oldukları spor dallarına hayatlarının en büyük yatırımını yapmışlar. Spor yapmayı bırakın, yaşam haklarının ellerinden alındığı ülkelerinden kaçarak sığındıkları ülkelerde sporcu kimliklerini yaşatabilmeleri mutluluk verici. Bunun da ötesinde, birer olimpik sporcu olma şanslarının olması hayallerin ötesinde. Ama acaba hayalleri de ulaşılabilirlik ölçütünde mi sınırlıyoruz?
Kim bilir belki de tek seferlik bir istisna olarak düşünülmüş olan bir takım üçüncü kez Olimpiyat oyunlarında ve gittikçe kalabalıklaşarak yoluna devam ediyor.
Rio 2016: 11 sporcu
Tokyo 2020: 29 sporcu
Paris 2024: 36 sporcu
Politik huzursuzluklar neticesinde temel insan haklarına erişimden yoksun hale gelen coğrafyaları, sporcuların doğum milliyetleri üzerinden takip edebilmek maalesef mümkün.
Rio 2016: Güney Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Suriye
Tokyo 2020: Suriye, İran, Güney Sudan ve Afganistan
Paris 2024: İran, Suriye, Afganistan
(Sporcu sayısına göre, azalan sırayla)
Bir de bu sporculara ikinci ev olan ülkelerin gelişimine bakalım:
Rio 2016: Kanada, Brezilya
Tokyo 2020: Kanada, Almanya, Hollanda
Paris 2024: Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda
(Sporcu sayısına göre, azalan sırayla)
Acaba 2028, 2032 ve 2036’da da mülteci takımları görecek miyiz? Buna toplum, kıta ve gezegen olarak alışıyor muyuz? Sizce mülteci olimpiyat takımı bir umut mu yoksa bir kabulleniş mi?