Yeşil aklama, yeşile boyama, yeşil yıkama, yeşil badana… Şirketlerin çevresel etkileri ve hassasiyetleri konusunda toplumu ve tüketicilerini yanıltıcı söylemlerde bulunarak iletişim yapmalarını çoktan kanıksadık ve içimizden bir ses bir şeylerin samimi olmadığını fısıldağında artık ne diyeceğimizi biliyoruz. Ama öyle kolay kurtulmak yok, “greenwashing” diyip geçemeyeceksiniz artık.
Buyurun size çeşit çeşit “yeşil kandırmaca” kategorisi.
Küçük bir not: Biz biraz eğlenerek çevirdik ama bu kavramları yesilgazete.org’daki yazısında Levent Kurnaz gayet güzel Türkçeleştirmiş, merak eden bir göz atsın.
GreenCrowding / Yeşil Saklambaç
Evet saklambaç çünkü bu kavram sürdürülebilirlik konusunda etkisi küçük veya kanıtlanmamış bazı çalışmalarını kalabalık bir sektörün / topluluğun / pazarın içine saklayarak büyük iletişim çalışmalarıyla gözümüzü boyayan markaları tarif etmekte kullanılıyor. Bu markaların gizli ajandası çoğunlukla rekabetten geri kalmamak.
Global ölçekteki bir hazır giyim markasının, koleksiyonunun çok küçük bir kısmında “geri dönüştürülmüş polyester” kullanarak çevresel etkilerimizi azaltıyoruz demesi, ancak içinde bulunduğu devasa hızlı moda sektörünün başta atıklar olmak üzere yarattığı tahribat hiç yokmuş gibi davranması.
GreenShifting / Yeşil İteleme
Bir aralar davranışlardan pek de hoşnut kalmadığımız isimleri Yunanistan’a iteleme trendi vardı, hatırlarsınız. İşte bu yeşil kurnazlık yöntemi de biraz ona benziyor; kendi çevresel etkilerinin üstünü örtmek isteyen marka ve kurumlar, tüketiciler olarak yaptığımız tercihlerin önemini öyle çok vurguluyorlar ve konuyu bize doğru öyle bir iteliyorlar ki kendimizi istemeden suçlu hissediyoruz.
Yeterli derecede önlem almayan ve üretim tesislerinin bulunduğu bölgede ekosisteme ciddi zararlar veren bir şirketin, sosyal medya kanallarından “Evde atıklarınızı ayrıştırın, tek kullanımlık plastik kullanımını azaltın” temalı iletişim çalışmaları yapması.
GreenRinsing / Yeşil Çitileme
Şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerini -tutturup tutturamadıklarını bile açıklamadan-, sürekli olarak revize etmelerini “çitilemek” diye tanımlamamıza kim hayır diyebilir? Yeşil çitilemede gerçek bir ilerlemeyi neredeyse hiç görmeyiz; sadece ne ifade ettiğini bile anlayamadığımız birtakım rakamlar, yüzdelerle tanımlanan hedefler ve o hedeflere ulaşılacağı iddia edilen tarihler vardır. Fark edilmesi ve ispatlanması oldukça zor olan bir kandırmaca yöntemi.
“2030 yılında çevresel etkileri sıfırlama” hedefi koyan bir şirketin, ilerlemeye dair hiçbir açıklamada bulunmadan, taahhüdünü “2025 yılında çevresel etkilerimizi yarıya indireceğiz, 2035’te ise sıfırlayacağız” şeklinde güncellemesi.
GreenLighting / Yeşil Sinyalleme
Uygulaması kurumsal şirketler için oldukça kolay ve sonuçları tatmin edici bu yönteme, son 10 yılda hayatımıza giren kavramlardan biri olan “Erdem sinyalleme”den yola çıkarak bu adı verdik. Tıpkı toplumsal konularda belirli bir sorunu çözmek için adım atmak yerine ne kadar erdemli ve ahlaklı bir bakış açısı olduğunu anlatmaya zaman ayıran sinyalciler gibi, birçok şirket gözümüze yalnızca iyi olan yönlerini sokmak için müthiş bir çaba sarf eder. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği konuların üstünü örtmek ve ilgimizi dağıtarak ne kadar duyarlı olduklarına odaklanmamızı sağlamak için şahane bir yol.
Motorlu araçlara daha fazla yatırım yaptıkları halde, reklam harcamalarının büyük kısmını “Çevre dostu” elektrikli araç modellerine yönlendiren otomobil şirketleri.
GreenLabeling / Yeşil Paketleme
Bu yöntemde lafı dolandırmaya da gerek yok, nasıl aldatıldığımızı anlamak için çok fazla uğraşmaya da. Sattığı ürünün çevreye zararı çok net hesaplanabilir olduğu halde, ürünün / ambalajın çok küçük bir özelliğinden yola çıkarak “Doğa dostu” gibi ifadeler kullanan markalar bize adeta yalanlarını “paketliyorlar.”
Üzerinde “sürdürülebilir” veya “geri dönüştürülebilir” yazan bir ambalaja baktığımızda, sürdürülebilir veya geri dönüştürülebilir olanın kutusu mu yoksa içindeki ürün mü olduğunu anlayamadığımız durumlar.