Sokak köpekleri İstanbul’un nüfusunda yüzyıllardır varlık göstermiş bir canlı türü. İstanbul’un vicdan sahibi halkı yaşamı ve şehri bu köpeklerle paylaşmayı hayatın olağan akışı olarak görmüş hep. Halk, köpeklere zarar verecek girişimlerin karşısında durmayı da görev bilmiş. Bunun altında yatan psikoloji çok rasyonel gelmeyebilir bugün. Ama pek çoğu bu canlılara zarar verilmesi halinde şehrin de kendilerinin de lanetleneceğine inanmış. Köpeklerden kurtulmayı amaçlayan iki girişimin neticesinde yaşanan büyük felaketleri de girilen günahın sonucu olarak değerlendirmiş. Bugün toplumda yine çok kuvvetli bir karşı görüş var (ya da öyle olduğuna inanmamız bekleniyor) köpeklerin “mutlu rüyalar diyarına” gönderilmesi konusunda. Ama yöneticiler önceki nesillerin metafiziksel neden-sonuç ilişkisi çıkarımından etkilenmemiş olacaklar ki üçüncü denemenin hazırlığı içerisindeler.
- 1800’lerin başında II. Mahmut emriyle İstanbul’daki tüm köpekler toplatılıyor ve Hayırsızada’ya (Sivriada da diyebiliriz) bırakılıyor. Durumdan çok rahatsız olan İstanbul halkının tepkisi neticesinde köpekler bir iki gün içinde şehre geri getiriliyor.
Köpeklerin laneti 1: Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa soluğu Kütahya’da alıyor, hatta Bursa kapılarını zorluyor.
- 1910’da İstanbul “Şehremini” Suphi Bey emriyle İstanbul sokaklarında yaşayan 80 bin köpek toplatılıyor ve yine Hayırsızada’ya bırakılıyor. Bu sefer halkın vicdanının sesine ve lanetlenme endişelerine kulak bile asılmıyor. Yaklaşık 2 ay içinde tüm köpekler inleye inleye ölüyorlar bu adada açlıktan ve bakımsızlıktan.
Köpeklerin laneti 2: 1912 depremi ve hatta Balkan Savaşı
- 2020’lerde sokakta başıboş gezen köpeklerin tehlikeli olduğuna ve buna bir çözüm bulunması gerektiğine inanan bazı vatandaş ve yöneticilerin talebiyle sahiplenilmeyen köpeklerin “uyutulması” hakkında bir yasa oluşturulması konuşuluyor.