Tempolu ve kaotik yaşamlarımız, arka cebimizden gelen titreşimlere bağımlılık, ekranı kaydırdıkça gerçek olandan, doğaldan ve “doğa”dan kopuş. Ve sonuç olarak fiziksel, ruhsal ve zihinsel bedenin dengesi bozulduğunda verdiğimiz mavi ekran. Konuyu “mavi” ye getirdik mi? Tamam.
Mavi Zihin Teorisi, işin özünde bizi yapay mavi ekranlara değil, hayatta kalabilmek için ihtiyacımız olan mavinin gerçek kaynağına götürmeyi amaçlıyor: Suya. “Mavi Zihin Teorisi”ni ilk kez deniz biyoloğu Dr. Wallace J. Nichols ortaya atmış. Bu teoriye göre, suyun içinde veya etrafında olduğumuzda zihnimiz sakinleşiyor ve kaygılarımız azalıyor; suyun zihnimizde meditatif bir etkisi var. Bunun için suya erişimimizi artırmanın yollarını bulmalı, tıpkı yeşile ihtiyacımız olduğu gibi maviye de sahip çıkmamız gerektiğini konuşmalıyız. Suyun psikolojik faydalarını anlamak ve bilmek ne yazık ki yetmiyor. Bunun için suyla daha derin bir bağlantı kurmamız gerekli, daha sağlıklı bireysel bir varoluş için kaynaklarımızı korumamız şart. Yaşam alanımızı iyileştiren mavinin yaşaması için ekosistemlerimizi iklime karşı dirençli hale getirmemiz, kirlilik ve avcılık baskısını azaltmamız gerekli. Mavinin bize iyi gelmesi için önce biz maviyi iyileştirmeliyiz.