Bugün 17 Haziran ve 17 Haziran’ı geri kalan 364 benzerinden ayıran önemli bir özelliği var: Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü olması.
Çölleşme, kuraklık gibi durumlar sürdürülebilir bir gelecek mücadelesinin en önemli ayakları listesinde başı çekiyor. İklim krizi kuraklığı o da beraberinde çölleşmeyi getiriyor. Ve elimizi çabuk tutmamız lazım zira “mutsuz son” giderek yaklaşıyor.
Birleşmiş Milletler tarafından her yıl 17 Haziran’da kutlanan Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, çölleşme ve kuraklık konusunda farkındalık yaratmayı ve çözümler üretmeyi amaçlıyor. Bu yıl “Arazi Restorasyonu Yap, Fırsatları Açığa Çıkar” temasıyla, arazi restorasyonu için ayrılan kaynakların yetersizliğine dikkat çekilerek acil eylem çağrısı yapılıyor.
Yüzyıl sonunda Türkiye’nin 7,5 katı kadar alanda kuraklık riski var
Dünya ekonomisinin %50’si doğadan elde ediliyor. Buna rağmen kısa vadeli düşüncelerin bir ürünü olan arazi tahribatı ve iklim krizi, kuraklığı daha da artırıyor. 2000 yılından bu yana yaşanan kuraklık olaylarında %29’luk bir artış gözlemlendi. Son 30 yılda, dünya genelindeki toprakların dörtte üçünden fazlası, önceki 30 yıla kıyasla daha kurak hâle geldi. Bu durum, özellikle kurak bölgelerde yaşayan üç milyar insanın yaşamını doğrudan etkiliyor. Eğer önlem alınmazsa, yüzyıl sonunda kurak alanların Türkiye’nin 7,5 katı -5,8 milyon km²- kadar büyümesi bekleniyor. Uzmanlara göre, bu sadece toprak verimliliğinin ve gıda üretiminin azalması değil; aynı zamanda su kıtlığı, yoksulluk ve iklim krizinin derinleşmesi anlamına geliyor.
İşin bir de ekonomik boyutu var elbette. Arazi tahribatının dünya ekonomisine yıllık maliyeti 10 trilyon dolar. Bu anlamda arazi tahribatı yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik boyutları olan küresel bir sorun. Önümüze çıkan her veri, sorunun engellenmesi ve arazi restorasyonu için herkesin sorumluluk almasına ve harekete geçmesine ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.

“Türkiye’nin %50’si yüksek çölleşme riski altında”
Tam 31 yıldır “Türkiye Çöl Olmasın!” sloganıyla bu hayati tehdidi gündemde tutmak için mücadele veren TEMA Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Artık gezegenin taşıma kapasitesini aştığımız çok açık. Arazi tahribatı, iklim kriziyle birleşerek çölleşmeyi hızlandırıyor. Gecikmeden doğada açılan yaraları iyileştirmeli, toprağın kaybolan üretkenliğini tekrar kazandırmalıyız.” diyerek mevcut duruma ve yapılması gerekene dikkat çekiyor.
Türkiye için ayrı ve detaylı bir paragraf açan Ataç, gelinen noktada çölleşme tehlikesinin daha da derinleştiğini belirterek şunları söylüyor: “İklim krizinin etkisiyle yağışlar azalıyor, su varlıklarımız yok oluyor; Türkiye’de çölleşmeye maruz kalan alanlar ise hızla artıyor. Türkiye topraklarının %50’si yüksek çölleşme riski altında. 2001–2020 yılları arasında kurak iklime sahip alanlar %5,4 oranında arttı. Sürdürülebilir olmayan tarım uygulamaları, erozyon ve aşırı gübre kullanımı topraklarımızın üretkenliğini azaltıyor. Yanlış ürün tercihleriyle yer altı su seviyemiz hızla azalıyor, sulak alanlarımız yok oluyor. Bu durumu tersine çevirmek ise bizim elimizde.”
Toprağın ve doğal varlıkların korunmasına katkı sağlayabilmek için birlikte hareket edilmesinin önemini de ayrıca vurgulayan Deniz Ataç, “Bugün neden olduğumuz arazi tahribatı ve bunun sonucu oluşan çölleşme, kuşaklar arası adaleti ortadan kaldırıyor. Bu adaleti yeniden sağlamak; doğaya olan yükümüzü azaltmaktan, arazi tahribatına karşı durmaktan, bu alanda etkili politikalar geliştirmekten ve arazi restorasyonu yoluyla doğayı iyileştirmekten geçiyor. Bunun için tahrip olmuş ormanların yeniden orman hâline getirilmesi, çayır ve meraların ıslah edilmesi, sulak alanların geri kazanılması, tarım arazilerinde ise erozyonu önleyen, toprak organik madde içeriğini artıran ve toprak sağlığını koruyan sürdürülebilir tarım tekniklerinin uygulanması gerekiyor. Arazi restorasyonu çalışmalarına yapılacak her bir yatırımın getirisi 30 katına kadar ulaşabiliyor. Şimdi doğaya yatırım yapma zamanı. Çünkü toprağı iyileştirmek; yalnızca bugünü değil, doğayı ve geleceğimizi de korumaktır.” diyor.