Konu sürdürülebilirlik olduğunda herkes topu karşı tarafın sahasına atmakta ustalık gösteriyor. Fakat oyunu oynadığımız saha bir büyük gemide ve hepimiz de aynı gemideyiz. Bu demek oluyor ki herkes kendi payına düşeni yapmak zorunda. Bu bir oyun değil, yanarsak yeniden başlama şansımız yok.
Moda sektörü özelinde yapılan bir araştırmaya göre tüketiciler markaların sürdürülebilirlik iletişimini rahatsız edici buluyor. Tüketiciler derken uzaktan takip edenlerden değil, markaların sadık müşterilerinden bahsediyoruz.
Diğer yandan tüketicilerin, markalardan sürdürülebilir olmalarını beklediğine dair anketler, araştırmalar da mevcut. “Sürdürülebilir ol ama sürdürülebilirlik anlatma” mı?
İki tarafa da şeytanın avukatlığını yaptık, ikisini de anlamaya çalıştık.
Tüketiciler sürdürülebilirlik iletişimini neden sinir bozucu buluyor?
Yeşil yıkama (greenwashing): Tüketiciler bu çabayı ikiyüzlülük olarak görüyorlar.
Üstenci bakış: Markaların insanlara, dünyayı kurtarmak için ellerinde büyük bir şans varken kullanmıyorlarmış gibi hissettirmeleri.
Rekabetçi yaklaşım: Markaların diğer markaları kötülemek için sürdürülebilirliği bir strateji olarak kullanması.
Markalar sürdürülebilirlik iletişimini nasıl daha doğru yapabilir?
Şeffaflık: Sürdürülebilirlik uğruna yaptıkları çalışmaları açıkça, veriye dayandırarak ve karşılaştıkları güçlükleri de dahil ederek paylaşmaları.
Çözüme odaklanmak: Negatif çıktılara odaklanmak yerine, çözümü, olumlu gelişmeleri, kaydedilen aşamaları konuşmak.
Örnek olmak: Kendi etki alanlarında net sonuçlar alacak çalışmalar yaparak örnek teşkil etmek.
İş birliği: Rekabet malzemesi yapmak yerine sürdürülebilirliği diğer markalarla, STK’larla, çevreci kurumlarla iş birliği düzlemi yapmak.