Şehirlerin tarihi ya da şehirlerin kültür yapısı diye başladığımız bir yazının ilk duraklarından biri mutlaka İstanbul olur. Kimilerine göre dünyanın başkenti olan bu kent, binlerce yıllık tarihi, ev sahipliği yaptığı kültürlerin çeşitliliği ve coğrafi güzelliğiyle dünyanın en müstesna yerlerinden biri, belki de birincisi. Bunda şehrin yaşının, şehrin kozmopolit yapısının, şehrin sahip olduğu tarihi eserlerin, şehrin sahip olduğu garların…
Garda bir duralım.
Çünkü İstanbul hakkında kurulan güzel cümlelerin referans listesinde yer alan ve varlıklarıyla şehrin anlam bütünlüğüne katkıda bulunan Haydarpaşa ve Sirkeci garları boşaltılmış durumda. Kent tarihinin, kent tarihine yön veren unsurlardan biri olan ulaşım geçmişinin, kentin iyi ve kötü günlerinin, nostaljinin, yaşanmış günlerin hatrının iki muhafızı “başka” bir amaca hizmet edecekleri gerekçesiyle emekli edildiler.
Neydi, ne oldu?
Yeşilçam filmlerindeki “İstanbul’a atılan ilk adım” sahnelerinin başrol oyuncusu Haydarpaşa Garı, yıllarca merdivenlerinde koca bir şehri ağırladı. Hakeza Sirkeci Garı da öyle. Haydarpaşa 1908, Sirkeci ise 1890 yılında hizmet vermeye başladı. Şimdilerde onlardan daha küçük İstanbullular, 100 yılı aşkın süredir şehir için çalışan bu kadim İstanbullu iki garı “dönüştürme” kararı aldı.
Aslında süreç 2024’te başladı. TCDD ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü arasında imzalanan protokolle tarihi iki gar binası ve arazileri 29 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi. Zaten Marmaray Projesi kapsamında her iki gar da 2013 yılında kapatılmış ve bitmek bilmez restorasyon hikâyelerine konu edilmişlerdi.
Alelacele: Haydarpaşa protokolü
Yapılan itirazlar, açılan davalar ve iptal kararları. Tüm bunların sonucunda herkesi şoke eden bir karar alındı: Haydarpaşa ve Sirkeci gar sahaları 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 97. maddesinin 1. fıkrasının “ğ” bendi uyarınca “özel proje alanı” ilan edildi. Karar muhalefet vekilleri tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. AYM 26 Ekim 2023’te kararı iptal etti; iptal kararı da 27 Şubat 2024’te Resmi Gazete’de yayımlandı.
AYM kararı dokuz ay sonra yürürlüğe girecekti girmesine ama bu süre dolmadan Ağustos 2024’te bir protokol imzalandı. Protokole göre, gar sahaları üzerindeki muhtelif parsellerde bulunan binaların Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 29 yıllığına kiralanmasına yönelik bir anlaşma imzalandı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile imzalanan bu protokolle İstanbul’daki Haydarpaşa Garı ve arazisi 71,1 milyar TL’ye, Sirkeci Gar bölgesi de 9,5 milyar TL’ye 29 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığına kiralandı.
AYM’nin iptal kararı ise Kasım 2024’te yürürlüğe girdi. Ancak iptal kararına rağmen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve Ağustos 2024 tarihli protokol gerekçe gösterilerek 23 Temmuz 2025’te lojmanların 1 Nisan 2026’ya kadar boşaltılması yönünde karar çıktı. Özellikle son dönemde tarihi garlar içinde bulunan lokantalar, demiryol çalışanlarının ofisleri, atölye ve depoları boşaltıldı.

Bakanlığın kararı ve gelen tepkiler
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 31 Ekim 2024 tarihinde yaptığı açıklamada, “Haydarpaşa ve Sirkeci Garı bölgelerinde özel müzelerin yer almasını istiyoruz. Onları teşvik etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Hedefimiz 2026 Ekim’de İstanbul Kültür Yolu Festivali ile Haydarpaşa ve Sirkeci kültür vadilerini İstanbullulara hediye etmek, İstanbullularımıza ve ülkemize bu kazanımı sağlamak.” şeklinde konuşmuştu.
Bakanlık tarafında yapılan bu açıklama özellikle sivil toplum nezdinde bir karşılık bulmadı. 2005 yılından beri Haydarpaşa Garı için mücadele veren Haydarpaşa Dayanışması’ndan Tugay Kartal’ın BirGün gazetesine söyledikleri bu anlamda oldukça dikkat çekici: “Asıl amaç kültür-sanat değil. Burada yapılmak istenen kültürün yanında turizm sermayesine de alan açmak, yeme içme sektörü için bir merkez oluşturmak.”
Yine Haydarpaşa Dayanışması’ndan Mimar Mücella Yapıcı da DW’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Kültür ve Turizm Bakanlığı, projelerini ‘kültür’ söylemiyle pazarlasa da bu, kamusal alanı ticarileştirmekten başka bir şey değil. Haydarpaşa; kamusal ulaşımın, toplumsal hafızanın ve kültürel mirasın kesişim noktasında bir simgedir. Buradaki mücadele yalnızca binayı koruma mücadelesi değil; kentin hafızasını, kamusal alanı ve ulaşım hakkını savunma mücadelesidir.”
2010 yılında Haydarpaşa Garı’nda yapılan tadilat sırasında çıkan yangını hatırlıyoruz değil mi? Şehri seven, şehrin tarihine saygı duyan, şehrin medeniyetin en büyük temsilcisi olduğuna inanan herkes o yangını “Sanki kendi evimde çıkmış kadar üzüldüm” diye tarif etmişti. Muhakkak öyleydi ve hep öyle olacaktır. Çünkü şehir, en çok da bir evdir aslında.