Türkiye’nin ihracat kalemleri arasında ilk sırada yer alan fındıkta kahverengi kokarca kâbusu sürüyor. Kahverengi kokarca kâbusundan uyanmak için ortaya konulan çözüm önerisi ise uyandırmak yerine daha da içlere doğru bir kaybolmaya neden oluyor: “Temmuz ayında bahçelerinizi üç defa ilaçlayın.”
Üretiminde hiçbir ithal ürünün olmadığı tamamen yerli girdi ile elde edilen fındık, Türkiye en stratejik ve değerli tarım ürünlerinin başında geliyor. Türkiye, dünya fındık üretiminin %65-70’ini tek başına karşılıyor ve ihracatta da ilk sırada. Fındığın Türkiye’ye yıllık döviz getirisi 2-3 milyar dolar civarında oluyor. 2024 yılından örnek verelim. Türkiye’de geçen sene yaklaşık 325 bin ton fındık ihraç edildi ve yine yaklaşık 2 milyar 650 milyon dolar döviz girdisi sağlandı.
Bununla beraber, Türkiye ekonomisi için oldukça önemli olan fındıkta bütün işlerin yolunda gittiğini söylemek maalesef zor. Zira geçen sene daha sık duymaya başladığımız bir sorun, fındık hasadına az bir zaman kala, bu yıl üreticilerin karşısına “daha büyük bir sorun” olarak çıkacak gibi duruyor. Başta Giresun ve Ordu olmak üzere Karadeniz bölgesinin illerinde yetiştirilen fındığın üretiminde, bölgenin dağlık coğrafi yapısı “en büyük zorluk” ünvanını kaybetmek üzere. Çünkü özellikle son iki yıldır, kahverengi kokarca böceği, üreticinin en büyük sıkıntısı konumunda.
Kahverengi kokarcanın fındığa zararı nedir?
Doğu Asya kökenli bir zararlı olan kahverengi kokarca; Avrupa’da 2004, Rusya’da 2013, Gürcistan’da ise 2015’lerde tespit edilmiş. Böceğin Türkiye’de görüldüğü ilk tarih ise 2017. Başlangıçta sınırlı sayıda gözükmekteyken bugün geldiğimiz noktada 35 ile yayılmış durumda. Tek seferde 28 yumurta bırakan böcek, sezon boyunca 3 bin yumurta üretebiliyor. Bu bilgi, nasıl bir sorunla karşı karşıya olunduğunu açıkça gösteriyor.
Kahverengi kokarcanın fındık üzerindeki olumsuz etkileri özellikle 2024 hasadında ayyuka çıktı. “Kahverengi kokarca ile mücadele yalnızca bitkisel üretim meselesi değil aynı zamanda gıda güvenliği ve sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için çok önemi” şeklinde bir uyarı yapan Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, mücadele edilmediği takdirde böceğin, fındık bahçelerindeki verim ve kaliteyi %50 oranında düşüreceğinin tahmin edildiğini söylüyor. Yapılan çalışmalar da bu tahmini haklı çıkaracak cinsten. Giresun Üniversitesi Fındık İhtisas Koordinatörlüğünce fındığın fiziksel özelliklerine yönelik yapılan çalışmalarda, kokarcanın, fındığın randıman oranında ciddi kayıplara yol açtığı görüldü. Koordinatörlük, çalışmalar neticesinde ortaya çıkan bulgular için şöyle bir açıklama yaptı: “İlk yaptığımız çalışmalarda, fındığın randımanının 30’ların altına düştüğünü, küflü ve çürük oranının %30-40’lara çıktığını gördük. Fındık alım esaslarına göre, bu fındıkların alım ve satışlarında ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır.” Türkiye’de toplam yaklaşık 750 bin hektarlık alanda fındık üretildiği göz önünde bulundurulduğunda bu durum, milyar dolarlarla ifade edilebilecek bir kayıp anlamına geliyor.
Sahada değişen işler: Ne deniyor, ne yapılıyor?
Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün internet sitesinde yer alan, kahverengi kokarca ile mücadele için yapılması gerekenler listesinin şu üç maddesi dikkat çekici:
“-Çiftçilerimiz bahçelerini sık sık kontrol etmeli ve doğadaki kışlamış erginlere karşı mayıs ortası-haziran başı, nimf ve yeni nesil erginlere karşı temmuz başı-ağustos başında ilaçlı mücadele yapılmalıdır.
-İnsan ve hayvan sağlığı bakımından ilaçlama bitiminden 21 gün sonrasına kadar ilaçlama yapılan bahçelerde hayvan otlatılmamalı ve meyve yenmemelidir.
-Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri İl Müdürlüğümüz tarafından yetkilendirilmiş olan Bitki Koruma Ürünleri Satış Bayisinden alınarak Bitki Koruma Ürünleri Uygulama Belgesi sahibi kişiler tarafından uygulanmalıdır.”
Peki özellikle bu üç madde neden dikkat çekici, açıklayalım. Şu kesin ki sahadan gelen haberler bu üç maddeyle hiç uyuşmuyor. Bu dönemde köyleri gezen müdürlük yetkilileri çiftçilere temmuz ayında üç defa ilaçlama yapmaları gerektiğini söylüyor. Fındık toplama işleminin ağustos ayının başında başlayacak olması ve insanların bu dönem itibarıyla bahçelerine gidecek olması 21 gün kısıtlamasını da boşa çıkarıyor. Çünkü coğrafyanın yapısı ve rüzgârın etkisi ilacın yapılan bölge ile sınırlı kalmadığının açık bir göstergesi. Bu da bahçelerine gidecek insanların ve elbette o bahçelerde otlayacak hayvanların sağlığını olumsuz etkileyecektir. Bir başka konu da ilacı yapacak kişinin Bitki Koruma Ürünleri Uygulama Belgesi sahibi olması gerektiği. Bölgede üretim yapan çiftçilerin ekseriyeti bu belgeden haberdar değil. Üstelik çiftçilere ilaçlamayı kendilerinin yapmaları gerektiği bilgisi veriliyor. Bu “ilaç” tabirinin başlı başına bir sorun teşkil ettiğini de biliyoruz zaten. Zira içinde kimyasal maddelerin olduğu bu ürünün adı ilaç değil. Zaten bölgede ilk kullanıldığında “zehir” olan ismi sonralara doğru “ilaç” olarak evrildi. Bu ilaçların içeriğinde yer alan pestisit konusunda son birkaç yıldır yaşananlar ortada. Bir de ilaçlama yaparken kullanılan su miktarı var. Çok önemli bir miktarda su kullanımı oluyor ve bu da başlı başına büyük bir su israfına neden oluyor. İşin ehli olmayan kişiler tarafından yapılınca israf edilen suyun çok daha büyük miktarlara ulaştığını tahmin etmek zor değil. Elbette işin maddi boyutu da var. İlaçlama konusunda çiftçiye yapılan herhangi bir destek yok.
Tüm bunlar fındık üretiminde bir açmazlar silsilesine neden oluyor. Kahverengi kokarca kâbusundan uyanayım derken başka bir kâbus görmeye başlayan fındık üreticisi en çok, belirsiz bir gelecekle mücadele ediyor.