“Gelişen teknolojilerin toplumsal yaşama etkilerine ve etik yansımalarına odaklanmak” düsturuyla varlığını sürdüren yapaygundem.com’un kurucusu ve sorumlu teknoloji savunucusu Gülin Çavuş, yapay zekânın bizi felakete sürükleyeceği ya da insanlığı kurtaracağı gibi iki uç fikrin ortak noktasını şöyle buluyor: “Eğer etik standartlar, katılımcılık, hesap verilebilirlik merkeze konulursa bu teknolojiden faydalanmak herkes için olumlu sonuçlanabilir.”
Gülin Çavuş ile uzmanlık alanı olan “teknoloji ve etik” üzerine kapsamlı sohbet gerçekleştirdik. Satır aralarında öylesine önemli noktalara temas etti ki “Keşke herkes okusa” dediğimiz bir iş ortaya çıktı.
-“Gelişen teknolojilerin toplumsal yaşama etkilerine ve etik yansımalarına odaklı yayın.” diye tarif ettiğiniz yapaygundem.com sitesinin kurucususunuz. Bu adım, kamuoyunun hangi bilgi boşluklarını doldurmak için atıldı? Bu oluşumun temel amacı nedir?
Platformun temel çıkış noktası, yeni teknolojik gelişmelerin -özellikle yapay zekânın- yalnızca teknik değil, aynı zamanda sosyal, etik ve demokratik boyutlarını derinlemesine tartışmaya açacak güvenilir ve katılımcı bir bilgi ekosistemi sunmak.
Benim için de bir keşfetme ve öğrenme aracı oldu aslında. Gelişmeleri en iyi şekilde takip edebilmek için kendime iş edinmem gerekiyor sanırım. Diğer kurucumuz Mert Can Yılmaz, Uppsala Üniversitesi’nde bir araştırmacı; yapay zekâ üzerine zaten çalışıyordu. Önce bültenle başladık ve yerel seçimlerde adayların ve partilerin yapay zekâ gelişmelerinden nasıl etkilendiğini, nasıl bir söylem oluşturduğunu, yapay zekânın dezenformasyon sorununu hangi yollarla derinleştirebileceğini inceledik. Daha sonra bülten yerine bir internet sitesiyle devam etmeye karar verdik. Bu hem erişilebilirlik açısından daha iyi oldu hem de işin toplumsal ve etik kısmıyla alakalı beklediğimizden çok daha fazla ve hızlı şekilde gelişmeler yaşandı.
Teknolojinin hızına aynı hızla medya yetişemiyor ne yazık ki. Bu yüzden sürekli yapay zekâ ya bir distopya ya da bir mucize olarak konumlandırılıyor. Biz de bunların dışında bir perspektif olabileceğini söylemek ve tartışılması gereken esas konuların gölgede kalmamasını istedik. Türkçe kaynak olarak çok fazla bu tartışmalara rastlamıyoruz.
Bir yandan da bir topluluk oluşturma gayretindeyiz. Her ay belirli bir konu başlığı çerçevesinde ilgilenenlerle sohbet ediyor, kaygılarımızı paylaşıyor ve potansiyelleri düşlüyoruz. Benim için en önemli tarafı burası. Çünkü böyle bir teknolojinin büyüsüne kapılmak kolay. Ama yetkinlikleriyle ve uzmanlıklarıyla sorumluluk alıp işin bu yönünü tartışmak değerli ve umut verici.
Yapay zekânın etik standartlarını anlamak ve uygulamak isteyen şirketler, sivil toplum kuruluşları ve medya kurumlarına da danışmanlık veriyoruz.

“İş, dönüp dolaşıp insanlarda kitleniyor”
-Genel bir soru ile devam etmek isteriz. Yapay zekâ; korkulacak, sevilecek ya da “ne seninle ne de sensiz” denilecek bir teknoloji mi? Ne yapalım ona karşı, gardımızı nasıl alalım?
Öncelikle insanlık tarihini değiştirecek bir teknoloji olduğunu bilerek yaklaşmak gerekli. “Korkulacak mı sevilecek mi” bunu anlamak içinse nasıl bir dünya hayal ediyoruz ve bunun için ne kadar sorumluluk almaya hazırız onu tartmalıyız. Kendimizi bireysel olarak etkisiz ve pasif özneler olarak görme eğilimimiz var; ki bu çok doğal çünkü büyük teknoloji şirketlerinin domine ettiği, siyasetçilerle kol kola girdiği, platform politikalarını bir gecede değiştirebildiği örneklerle karşılaşıyoruz. Bana kalırsa işe bu teknolojilerin nasıl çalıştığını, neden riskler ve potansiyelleri aynı anda oluşturabileceği üzerine düşünmekle başlayabiliriz. Dijital okuryazarlık artık yapay zekâ okuryazarlığını da kapsıyor.
Sizin sevmeniz ya da sevmeminizden bağımsız hayatımıza entegre sistemlerin içerisinde bir teknoloji ve olmaya da devam edecek. Sevdiğiniz yapay zekâ yarın sizi bir işe alım sürecinde doğru bir aday olmadığınızı belirterek eleyebilir. Aynı teknoloji doktorların tespit edemediği bir hastalığınızı bulmaya yardımcı olabilir. İş, dönüp dolaşıp insanlarda kitleniyor; kim bu teknolojiyi nasıl kullanmak isteyecek ve biz nasıl bir pozisyon alacağız.
Yapay zekânın bizi felakete sürükleyeceği ya da insanlığı kurtaracağı gibi iki uç konumlanış var. Bunun yanı sıra regüle edilmeli veya edilmemeli konusunda ayrışanlar var. Ki bu ayrım en bariz şekilde AB ve ABD arasında sürüyor. Eğer etik standartlar, katılımcılık, hesap verilebilirlik merkeze konulursa bu teknolojiden faydalanmak herkes için olumlu sonuçlanabilir. Ama görüyoruz ki büyük yapay zekâ şirketleri umursamaz ve başına buyruk.
“Bana kalırsa yapay zekâdaki risk fotoğrafa baktığımızda göremediklerimiz”
-Yapay zekâ ve etik kavramlarını yan yana koyup fotoğraflarını çektiğimizde kadraja giren temel unsurlar neler oluyor? Bu fotoğrafı güzel kılacak yardımcı kavramlar neler?
Ayrımcılık ve yanlılık en net şekilde kendini gösteren unsurlar. Yapay zekâ var olan eşitsizliklerin üzerine bina edildiği için olumlu sonuçlar almak bu verilerin nasıl elde edildiği ve sistemlerin nasıl tasarlandığıyla ilgili.
Ama bana kalırsa yapay zekâdaki risk fotoğrafa baktığımızda göremediklerimiz. Fotoğraftaki hayaletler diyebiliriz. Bir yapay zekâ modeli bir sonuca nasıl ulaştığını açıkça ortaya koyamıyorsa, yani girdilerle çıktılar arasındaki ilişki şeffaf değilse, o sistem bir “kara kutu” gibi çalışıyor demektir. Buna kara kutu AI deniliyor. Bu durum özellikle sağlık, hukuk, kamu hizmetleri gibi alanlarda oldukça riskli.
Yapay zekâdan gelen bir kararın; örneğin bir kişinin kredi alıp alamayacağı ya da hangi hastalık risk grubuna girdiği, neden verildiğini anlayamamak, sadece teknik bir sorun değil, aynı zamanda etik bir kriz. Yine aynı şekilde belirli mesleklerde kadınlara yönelik ayrımcılık yapay zekâ destekli iş başvuru sistemleriyle sürmeye devam ediyor.
Fotoğrafı güzel kılmak şeffaflık, hesap verilebilirlik ve toplumsal faydayı öncelemekle mümkün olabilir. Şu an ne yazık ki yapay zekânın fotoğrafına baktığımızda, bir grup milyarder erkeğin insanların hayatlarını etkileyecek teknolojilerle oyuncak gibi oynadığını görüyoruz. Ama dikkatli bakarsak aralarda faydayı ve etik değerleri genişletmeye çalışan aktörler de var. Umutsuz olmamak gerekli.

“Etik, yapay zekâ sistemlerine baştan entegre edilmesi gereken bir ilke olmalı”
-Şu anki manzaradan bakacak olursak; siz yapay zekâ alanında etik unsurların ne kadar yakalandığını ya da etik kaygıların ne kadar giderildiğini düşünüyorsunuz veya bu, yüzde yüz yakalanabilir bir durum mu?
Etik, yapay zekâ sistemlerinin geliştirme sürecine sonradan eklenen bir “filtre” değil, baştan entegre edilmesi gereken bir ilke olmalı. Hangi kullanıcılar etkileniyor, hangi önyargılar tekrar üretiliyor gibi sorular sormalıyız. Bu yaklaşım, geliştirici ekiplerin sadece mühendislik değil, hukuk, sosyoloji, psikoloji gibi alanlardan da katkı almasını gerektirir. Bu yaklaşıma tasarım yoluyla etik deniliyor.
IEEE, OECD, EU AI Act gibi kurumlarca belirlenen etik ilkeler var. Aslında detaylı ve riskleri en aza indirme konusunda başarılı belgeler. Ancak bunları kimsenin uygulamadığı, okumadığı PDF’ler olmaktan çıkarmak ve ölçülebilir kriterler belirlemek için harekete geçmek gerekiyor. Bir model belirlenen standartlara uygun görünebilir ama pratikte uygulanan hâliyle dezavantajlı gruplar için riskler ortaya çıkartıyor olabilir. O yüzden işi teknik bir mesele gibi görmemek gerekli. Mesele tamamen toplumsal. İnsan odaklı, adil ve sorumlu şekillerde bu teknolojiler hayatımıza girebilir. Yolları var ama heves ve sorumluluk gerekli. Teknoloji gelişmeye devam ettikçe de güncellemek de gerekli elbette. Yüzde yüz yakalanması mümkün mü bilemiyorum ama önlemek ve sürekli risk değerlendirmesi yapmak olası.
“Kaliteli içerik üretimi hangi çağda olursak olalım yaşamaya devam edecektir”
-Konvansiyonel olan hakkında tam anlamıyla sağlıklı ve güvenli bir ortam tahsis edememişken şimdi hayatımızda “Yeni Medya” diye bir kavram var. Günümüzde sık yaşadığımız ani geçişlerden biri oldu diyebiliriz belki de. Peki “Yeni Medya” araçları sağladıkları hız ve erişim avantajının yanında neyi değiştirdi, özellikle etik taraftan baktığımızda habercilik iyiye mi yoksa kötüye mi gidiyor?
“Yeni medya” terimi, 2000’lerin başından bu yana dijital ve internet tabanlı medya teknolojilerini tanımlamak için yaygın olarak kullanıldı. Ancak 2025’te, “yeni” kelimesinin hala uygun bir tanımlama olup olmadığını sorgulamamız gerek.
Yeni medya, geleneksel medyanın bir alternatifi olmaktan çıkıp ana akım hâline geldi. Birçok insan artık haber, eğlence ve bilgiye öncelikli olarak dijital kanallar aracılığıyla erişiyor. Dijital medya, baskın tüketim biçimi hâline geldikçe, onu “yeni” olarak adlandırmak bana kalırsa artık anlamsız.
Dijital medyanın doğası gereği sürekli evrildiğini unutmamak gerekiyor. Önümüzdeki dönemde algoritmik içerik, yapay zekâ tarafından üretilen haberler gibi yeniliklerin yükselişi, medyanın sınırlarını zorlamaya devam edecektir. Kendine net bir yön çizemeyen ve neden haber yaptığını netleştirmemiş medya kuruluşları yakın geçmişte yaşadığımız stratejiyle devam edip okuru hüsrana uğratacaktır.
Çünkü hız ve erişim avantajı olarak tanımladığımız şey aslında dikkat ekonomisinin temeli. Kimse derinleşmek ve bağ kurmak istemiyor. Ama bu ekonomik modelin ötesinde bir medya hayal edenler de elbette var ve onların aradığı yöntemler, dijital alanda varlık gösterme çabaları çok değerli.
Habercilik tek başına iyiye veya kötüye bir yöneliş gösteremiyor ne yazık ki. Bu daha basit olurdu ama gelir modelleri, dağıtım şekilleri, ideolojik konumlanış, siyasi baskılar gibi pek çok parametre var. Dijitalde olmanın özgürleştirici bir yanı varmış ve herkese ulaşabilirmişiz gibi gelse de tam aksi de yaşanıyor. Büyük platformların algoritmaları sizin nasıl habercilik yaptığınızdan bağımsız çalışıyor. Haberleri öne çıkarmadıkları sürece sizin bir haberi ortaya çıkarmak için koyduğunuz çabanın da bir önemi kalmıyor, reklam veya okur gelirleriniz de buna göre belirleniyor.
Okuyucuyu kandırmadan, kapsayıcı yaklaşımla, kaliteli içerik üretimi hangi çağda olursak olalım yaşamaya devam edecektir.
“İnovasyon sadece teknolojiyle değil, ihtiyaçları yeniden tanımlamakla ilgili”
-Medya dünyasında sıkça duyduğumuz “inovasyon” terimini ne ölçüde içselleştirdik? Somut bir inovatif örnek verebilir misiniz; yoksa bu, daha çok teknolojiye karşı adaptasyon süreci mi? Sizce medyada inovatif hamleler nasıl olmalı?
“İnovasyon”, medya dünyasında öyle bir kelimeye dönüştü ki, neredeyse her sunumda geçiyor, her stratejide bir kutucuğu dolduruyor.
Mesela birçok medya kuruluşu mobil uyumlu web sitesini yenilediğinde bunu inovasyon diye sundu. Oysa bu bir inovasyon değil geride kalmamak için yapılan bir güncellemeydi.
Bana göre inovasyon sadece teknolojiyle değil, ihtiyaçları yeniden tanımlamakla ilgili. Yapay zekâ da blokzincir de kullansanız eğer hala okuyucuların bilgiyle ve haberle nasıl ilişki kurduğunu anlamaya çalışmıyorsanız bir işe yaramaz.
Bütün medya kuruluşlarının Google’ın reklam modeline indirgediği bir medyacılık bir gecede değiştirilebilir. Ne kadar hızlı adapte olduğunuz elbette sizi inovasyona yakınlaştırabilir ama tek başına yeterli olmayabilir. Reuters Dijital Haber Raporu medyadaki trendleri her sene tüm dünyada inceliyor. Özellikle baktıkları bir veri bana her zaman mühim geliyor; haberden kaçınma. İnsanlar hem haberlerden mutsuz oluyor hem de kendileriyle bağ kuramıyorlar. Eğer bir inovasyon aranacaksa bu sorunu çözmeye çalışan kurumlar buna adaydır.
Mesela Solutions Journalism Network (SoJo), haberin formatını baştan sorguladı. Onlara göre haber sadece sorunları göstermek değil, çözümleri araştırmak da olmalı. Bu yüzden gazetecilere, “çözüm odaklı habercilik nasıl yapılır?” sorusunu sordurtmaya başladılar. Bu, sadece yeni bir teknik değil; gazeteciliğin rolünü yeniden tanımlayan bir inovasyon bence.
Kurucularından olduğum Teyit gibi girişimler sadece yanlış bilgileri düzeltmekle kalmadı, bilgi doğrulamanın toplumsal bir refleks haline gelmesi için medya okuryazarlığına yatırım yaptı. Böylece haber takipçisi de artık pasif bir tüketici değil, haberi sorgulayan bir aktör hâline geldi. Bu da geleneksel haber alma zincirini kıran, inovatif bir hamleydi.
“Riches in niches” ifadesi, belirli bir niş pazara veya belirli bir uzmanlık alanına odaklanmanın, geniş ve genel bir pazarla karşılaştırıldığında daha başarılı ve kazançlı olabileceğini anlatır. Başka bir deyişle, bir işin veya markanın belirli bir konuda derinleşmesi, daha spesifik ve özel bir kitleye hitap etmesi, genellikle daha yüksek gelir ve başarı getirebilir.
Topluluğuyla etkileşime girebilen ve buna bağlı iş modelleri kurgulayabilen medya kuruluşları inovasyona yakınlaşmış olacaktır. Bunun merkezinde ise kişiselleştirilmiş haberler duruyor ve bugün yapay zekâ kişiselleştirme konusunda inanılmaz bir potansiyele sahip. Bu teknolojiyi kullanırken şeffaf, dengeli ve etik bir yaklaşım benimsemesi gerekli elbette. Haber kuruluşlarına yapay zekânın metin yazma, çevirme, transkript hâline getirme gibi kolaylaştırıcı özellikleri bile zaman kazandırmaya yeter. İnovasyonu üretim, dağıtım, tüketim ve etkileşim olarak düşünürsek her aşamasına teknoloji entegre edip tabii ki akılcı çözümler bulunabilir. İnovasyon da sizin yaptığınız haberle nasıl bir etki yaratmak istediğinize göre değişir.

“Medyanın kendisini böyle bir çağda nasıl var edeceğini iyi okuması lazım”
-Medyanın yapay zekâdan yeteri kadar ve doğru beslendiğini düşünüyor musunuz? Yapay zekâ ve medya ekseninde bizi nasıl bir gelecek beklediğini düşünüyorsunuz?
Türkiye’deki medya adına konuşuyorsak fena sayılmaz. Ama dünyada çok başarılı örnekler var. Medyanın yapay zekâyı nasıl etik kullanacağı, nasıl yaygınlaşabileceği, bağımsız finansal modelleri nasıl oluşturabileceği üzerine ciddi bir etkisi var.
Okur etkileşimini ve gelirini artıran, doğrulama faaliyetlerinin içerisine entegre eden, chatbotlarla haberleri daha anlaşılır hâle getiren, video içerik üreten, podcast seslendiren pek çok medya kuruluşu var. Tekrarlanan işlerde operasyonel olarak kullanmak mantıklı. (Merak edenlerin JournalismAI programıyla yapılan işlere bakmasını isterim.)
Her zaman medyada iyi niyetli aktörlere sahip değiliz tabii. O da başka bir gerçeklik yaratıyor. Yapay zekâyla oluşturulmuş, haber basan, dezenformasyon yayan bir sürü yayın ortaya çıkıyor.
Medya açısından başka bir sorun daha var. Yapay zekânın geldiği ve götürüldüğü yere bakınca gelir modeli açısından artık haber sitelerinin pek bir değeri kalmayacak gibi görünüyor. Google’ın yaptığı son açıklamayla arama motorları devrinin kapanıyor olduğunu anlıyoruz. O yüzden medyanın kendisini böyle bir çağda nasıl var edeceğini iyi okuması lazım.
OpenAI, Gemini hepsi hiçbir karşılık ödemeden büyük medya kuruluşlarının haberleriyle kendi modellerini beslediler. Bundan sonrasında nasıl bir strateji izleyecekler o da mühim. Eğer medya kuruluşları için anlamlı bir finans kaynağına dönüşebilirse kendilerini var etmeye devam edebilirler.
Yoksa yapay zekâ teknolojisi medya için daha fazla olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

-Yapay zekâ ve etik kavramlarının sürdürülebilir geleceğe sağlayacağı katkı hakkında neler söylemek istersiniz?
Geleceği konuşurken artık sadece “Teknolojik olarak ne mümkün?” sorusunu sormak yetmiyor. Aynı zamanda “Kimin için, ne tür bir gelecek istiyoruz?” sorusunu da sormak zorundayız. Çünkü iklim krizi, halk sağlığı, gıda güvenliği gibi meseleler neyi hangi samimiyetle sürdürmek istediğimizi tartışmaya açtı.
Yapay zekâ, ormansızlaşmayı izleyebilir, tarımda su kullanımını optimize edebilir, karbon ayak izini azaltmak için tüketim davranışlarını analiz edebilir. Ama bu teknolojiler sadece büyük şirketlerin kârına hizmet ediyorsa, sadece “verimli” ama adil olmayan sistemler yaratmış oluruz.
Etik ilkelere dayalı bir yapay zekâ yaklaşımı ise: “Bu sistemden kim faydalanıyor, kim dışlanıyor?” ve “Kimin sesi bu veride hiç duyulmuyor?” diye sormalı.
Özetle elimizde çok güçlü bir araç var. Ama bunu kim nasıl ve ne niyetle kullanacak veya dünyayı mı kurtaracak ya da eşini, dostunu alıp Mars’a koloni mi kuracak o önemli.
Geçtiğimiz günlerde Microsoft bir video yayınladı. Yapay zekânın biyoçeşitliliği ve evrimsel ilişkileri nasıl haritalandırdığı anlatılıyor. Dünya üzerindeki milyonlarca canlı türü arasındaki evrimsel bağımlılıkları, yani “evrim ağacını” daha hızlı ve ölçekli biçimde çözümlemek için yapay zekâ kullanılmış. Daha öncesinde bu ölçekte bir araştırma yapmak mümkün değildi. Neden önemli peki? Türler arasındaki ilişkileri daha net anlamak, nadir veya tehlike altındaki türlerin korunmasında strateji oluşturmayı hızlandırmaya yardımcı olup biyoçeşitliliği koruyabilir.
Bir yandan da büyük şirketlerin kurduğu ve kurmayı planladığı veri merkezleri farklı çevresel risklerle hem bu merkezlerin yakınında yaşayanları hem de tüm dünyayı etkileyebiliyor.
Sürdürülebilirlik kimin bu kavramı kullandığına bağlı olarak sonuçlanacak gibi duruyor.
“Sadece kâr odaklı değil, fayda odaklı bir perspektife de ihtiyacımız var”
-Şu an karar mercii siz olsanız; Türkiye’de, özellikle yapay zekâ ile entegrasyon ve bu bağlamda geleceğin teknolojisine uyum konusunda hangi adımları atarsınız? “En acil” kodlu proje(leri)niz ne olurdu?
Türkiye’nin EU AI Act gibi bir regülasyon hamlesine mutlaka ihtiyacı var ama bunu kendi koşullarımıza uygun yapmak mühim.
Yapay zekâ teknolojilerini toplumsal fayda çerçevesinden etik kurallarla denetlemek için bir uzmanlar ekibi kurarak işe başlardım. Yapay zekâ kullandığını belirten tüm şirketleri ve kurumları birlikte risk değerlendirmeleri yapmaları ve ekiplerini bu yönde güçlendirmeleri için teşvik edici müdahalelerde bulunurdum. Benim için tabii ki işin etik tarafı en öncelikli yanı. Ama sonuç olarak yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesi ve bu teknolojilerde büyük şirketlere bağımlı olmamak için ayrılan kaynakların akıllıca kullanılması lazım. Sadece kâr odaklı değil fayda odaklı bir perspektife de ihtiyacımız var. O yüzden elimden gelseydi kişisel zenginleşme sağlayan değil toplumsal olarak fayda sağlayan projeleri desteklerdim, diğerlerine de vergiyi artırırdım 🙂
Yapay zekânın neler getireceğini anlamaya çalıştığımız bir dönem olduğu bariz. Ya teknolojinin körü körüne iyimser tarafına saplanacak ya da distopyacı senaryolarla paralize olacağız gibi görünebilir. Oysa “eleştirel umut” kavramını beğeniyorum ve farklı alanlarda kendimize bir rota olarak bu kavramı seçebiliriz. Teknolojiyi sorgulayarak, dönüştürerek, toplum ve etik değerler için önemli fırsatlara dönüştürmek mümkün. Nahif bir iyimserlikle değil gerçekçi ve sorumlu olarak umut etmeye devam edelim.