Katılan ülkeler kadar katılmayanlarla, fosil yakıt protestolarıyla, “biz burada ne yapıyoruz”larla ve birtakım üst düzey toplantılar ve anlaşmalarla pek de hızlı bir başlangıç yapmayan COP29’a dair şimdilik söylenebilecekler kısıtlı. Küresel iklim değişikliyle mücadelede iş birliğini geliştirmek amacıyla düzenlenen ancak küresel siyasi iklimin havasından fazlasıyla etkilenen zirveyi yine de gün gün takip ediyoruz. Haber kaynaklarında çok da geniş yer bulmayan ancak bizce dikkate değer bazı gelişmeleri yine kendimizce derledik. Önümüzdeki hafta gerçekten çözüme yönelik gelişmeler olsa da paylaşsak diyoruz.
- Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın, hazırladığı konuşmadan vazgeçip, karşısındaki dünya liderlerini sarsarak kendine getirmeye karar vermesi: “Her yıl bu toplantıyı tekrar tekrar düzenlemekle ne yapmaya çalışıyoruz? Dünden beri liderler salonunda sessiz TV ekranlarını izliyorum. Organizasyon ekibi, salonun rahat koltuklarının üstüne yeşil bitkiler yerleştirmiş; insanlar orada yiyip içiyor, buluşuyor ve birlikte fotoğraf çekiliyorlar. Arka planda ise liderlerin sessiz konuşmalarının görüntüleri sürekli dönüyor. Bana göre bu tam olarak gerçek hayatta her gün olan şeyin bir yansıması. Hayat eski alışkanlıklarıyla devam ediyor ve iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki güzel sözlerle dolu konuşmalarımız değişim yaratmıyor. Ekselansları, kimseye ders vermek haddime değil elbette; sonuçta biz başkalarına ders vermekten ziyade ders almaya alışkınız. Ama sormak istediğim şu: Dünyada olup bitenlere bakarak, sözlerin ötesine geçip anlamlı bir eylemde birleşme iradesi görünürde yokken, her yıl bu toplantıyı tekrar tekrar düzenlemekle ne yapmaya çalışıyoruz?”
- Ülkesinin gaz ve petrol rezervleri için “Tanrı’nın bir lütfu” tanımını yapan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e, Brezilya Çevre Bakanı Marina Silva’nın cevabı: “Bize verilen nimetleri ölçülü kullanmaya özen göstermeliyiz – eğer çok fazla şeker tüketirsek, diyabet oluruz.”
- Bugüne kadar 10 farklı COP etkinliğine katılmış, “Sustaina Claus” kimliğiyle dünyayı dolaşarak çocuklar için daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi misyon edinen Kanadalı Philip McMaster’ın The Guardian muhabiri Damian Carrington’a söyledikleri: “Benim odak noktam, çocukluğu yeniden harika bir hale getirmek – bu bizim küçük sloganımız. Neden? Çünkü çocukluk Trump’ı üretti, Biden’ı üretti, seni üretti, beni üretti. Çocukluk dönemi çok öğretici bir süreçtir ve bir sonraki liderler kuşağını şekillendirir. Ancak eğer çocukların yüzüne bir telefon dayıyorsanız, dışarı çıkıp oynamalarına izin vermiyorsanız ve onları aşırı ilaçlarla dolduruyorsanız, sadece bir grup hareketsiz birey yetiştirirsiniz.”
- Yeme-içme alanlarındaki fahiş fiyatlara tepki vardı. Bir americano 10 dolar, greyfurt suyu 11 dolar, vegan burger, patates kızartması ve koladan oluşan bir öğle yemeği menüsü ise 23 dolar. Zirvedeki muhabirlerden Damion Carrington’ın söylediklerine hak vermemek mümkün değil: “Bu mesele aslında oldukça ciddi. İklim COP’ları, dünyanın her ülkesinin sesini duyurmak için geldiği bir platform. Ancak iklim krizinden en çok etkilenen ülkeler genellikle yoksul ve bu yüksek maliyetler, az sayıda delege göndermelerine neden oluyor, bu da seslerinin daha az duyulmasına yol açıyor. Bu, açıkça adaletsiz bir durum.”
- Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletleri’nin isyanı: “Borç yüklerimizi artırmayan bir iklim finansmanı düzenlemesi istiyoruz.”
İklim krizinin etkilerine en ağır şekilde maruz kaldıkları hâlde iklim finansmanına erişimleri kısıtlı olan küçük ada devletlerinin yetkililerinin seslerini duyurma çabaları görmezden gelinmemeli.