UN Women Türkiye’nin ara ara paylaştığı verilere bakınca, Türkiye’de kadın-erkek eşitliğinin şu anki konjonktürde bir ütopya değilse de “ütopyaya yakın” olduğunu görüyoruz. Kadınların, “bir şey yapmak” için hem iş hem aile hayatlarında önlerinde pek çok engel, pek çok zorluk var. Böyle gelmiş de böyle gider mi, bizce gitmemeli. Üretim süreçlerine kadınların dahil olmadığı bir toplumun ilerlemesi mümkün değil. Galiba işe, bunu kabul ederek başlamalıyız.
-Toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki uçurum hemen hemen her ülkenin kanayan bir yarası. Türkiye’de ise bu yara iyice büyümüş durumda. Hastamızı kaybetmemek için demokratik müdahale şart. (Küresel toplumsal cinsiyet eşitliği uçurumunda Türkiye, 146 ülke arasında 127’nci sırada.)
-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 6/1-c maddesi uyarınca 18 yaşını doldurmamış kişi çocuktur. Çocukluk döneminde yani 18 yaşından önce evlenme oranı kadınlarda %24,2; erkeklerde ise %4,4.
-Kadınlar, günlerinin 4 saat 35 dakikasını ev işleri ve aile bakımına ayırmak zorunda kalıyorlar. Erkekler ise 53 dakika. “Ev Beyi” diye bir meslek doğmadığı sürece bu böyle gidecek gibi.
-“Çocuğa/çocuklara bak, yemek yap, çamaşırları yıka…” şeklinde başlayan isyanlar o kadar haklı ki. Oranlar şöyle:
Çocuk Bakımı: %94,4 kadın-% 2,3 erkek
Yemek Yapma: %85 kadın-%10,5 erkek
Çamaşır Yıkama: %85,6 kadın-%11 erkek
-“Çocuk biraz daha büyüsün, hemen başlama.” Yeni anne olmuş bir kadının “bu çocuk aç mı, bu çocuk biraz zayıf mı…” gibi cümlelerle birlikte en sık duyduğu şeylerden biri de bu. Kötü haber, bu düşünce şu anlık maçı önde götürüyor. 3 yaşından küçük çocuğu olan 25-49 yaş aralığındaki kadınların istihdam oranı %28, erkeklerin ise %90,5.